Mustafa Armağan, yıllardır üzerinde çalıştığı Osmanlı tarihini yeni bir gözle okuma serüvenini taçlandırıyor "
Osmanlı: İnsanlığın Son Adası" adlı kitabıyla. Bildiğimiz bu büyük tarihin bilmediğimiz nice yönlerini, yeni bir bakışla gündeme getiren Armağan, böylece Osmanlı tarihindeki bazı klişeleşmiş hüküm ve anlatıları sorgulamaya girişiyor.
Kapitülasyonlar iyi bir şey miydi? Osmanlı toplumuna
erkeklermi egemendi?
Harem gerçekten de bir haz mekânı mıydı?
Patrona Halil bir eşkıya mıydı yoksa halk kahramanı mı? Osmanlı’da
demokrasi var mıydı? "Osmanlı: İnsanlığın Son Adası", bu ve benzeri soruları cevaplandırmaya yönelik kışkırtıcı bir okuma girişimi.
***
"Cemil Meriç, “Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum” demişti. Ben de, bu kitapta, mazlum bir tarihin sesi olmak istedim. Okul kitaplarından tutun da sözde Osmanlıyı savunmak amacıyla yazılmış ideolojik kitaplara kadar itilen, kakılan, reddedilen, yeterince anlama çabası gösterilmeden mahkûm ediliveren ve sürekli kolaycı şablonlara göre yargılanan Osmanlı tarihinin bütün bu ideolojik ve siyasî boyalar döküldükten sonra görünecek olan gerçek dokusundan bazı kesitler çıkartmaya çalıştım. Yeniçeri Ocağı’na atılan güllelerin gerçekte Osmanlı toplumunun tam kalbine düştüğünden başlayan ve “Osmanlı gerilemesi” diye bir şeyin olup olmadığına varan, yahut “Padişahlar güler miydi?” sorusundan yola çıkan ve kapitülasyonların “iyi” bir şey olduğuna dayanan pek çok “aykırı” görüşün dile getirilmesinin sebebi bu aslında. Bize gösterilmek istenilen tarihin perde arkasındaki yüzünü seçme ve bir yerde “inşa” etme çabası benimki."