Kurt Bakışı'ndan sonra, darbe dönemleriyle ilgili anılara devam edeyim dedim. Mümtaz'er Türköne de o yılların içerisinde aktif rol alanlardan. Güzel ve sürükleyici başladı kitap.
***
1968 yılının Mayıs ayının
başında, Paris`te Sorbonne Üniversitesi`nin işgaliyle başlayan gençlik
olayları, tarihe “68 Baharı” olarak geçti. Bu olaylar, içinde muhalif
bütün meşreplerin bulunduğu heterojen bir başkaldırıydı. Uyuşturucunun
ve cinsellikte sınırsızlığın ön plana çıktığı “çiçek çocuklar”, yani
hippilerden, her türlü otoriteye başkaldıran anarşistlere, solun her
türünü içeren geniş bir yelpazeye kadar statükoya muhalif her eğilim,
68`in rengarenk dünyası içinde yer aldı.
“Gerçekçi ol, imkânsızı iste!” sloganı, 68`in farklı
renklerinin tamamını temsil etti. İmkânsız gibi görünen şey ise
özgürlüktü. Bu eğilimlerin hepsinin ortak paydası, daha fazla özgürlük
arayışıydı.
Ancak bu hareket başladığı gibi hızla söndü.
Peki Türkiye`nin 68 Kuşağı, bu evrensel başkaldırının neresinde yer aldı?
Gerçek miydi, yoksa gerçeklik duygusunun bir türlü nüfûz edemediği bir efsane mi?
Onlar haksızlığa uğramış birer kahraman mı, yoksa askerî darbe
peşinde koşan gençler miydi? Yoksa iktidar peşinde olan cuntacıların,
darbecilerin birer kuklası mı oldular?
Bu kitapta kırk yıldır dillendirilen gerçekler veya efsaneler arasındaki derin uçurumu göreceksiniz.
Bir yanda iktidar peşinde koşan, iktidar şehvetine ideolojik
kılıflar arayan cuntacılarla; vatanı kurtarmak, yoksulluğa son vermek
gibi büyük ideallerin peşine düşen gençlerin başrol oynadığı bir
senaryoya şahit olacaksınız.
Kendi aralarında hesaplaşan cuntacılarla, bu hesabın kendilerine kesilerek sokağa sürülen gençleri bulacaksınız.
Ve halen kutsanan şiddeti… İçinde her türlüsü bulunan şiddeti… En başta da Ergenekon`un kırk yıl önceki operasyonlarını…
Kırk yıl öncesinden kırk yıl sonrasına açılan bu pencereden
“Darbe Peşinde Koşan Bir Nesil: 68 Kuşağı”nın hikâyesini birlikte
okuyalım.
(Tanıtım yazısından)