Geçtiğimiz hafta Kaan Sezyum'un eşi Nursel Hanım vefat etmişti. Hepimiz çok üzülmüştük. Ne kadar üzülebilirizki? "Başkasının acısını hiçbir zaman hissedemezsin. Yalnızca ölümlerini hissedersin." İşte Kaan Sezyum'un 2 gün önce Radikal'de yazdığı yazısından birkaç paragraf. İnsanın içi, dışı, ciğeri, böbreği, dalağı, kalbi heryeri parçalanıyor okurken..
***
"Geçen
haftadan beri hayatımın pek bir anlamı yok gibi geliyor. Ne yazılarımı
okutacağım birisi, ne sabah güldüğümüz birisi, ne de balkonda kuşları
yemlediğimiz birisi var yanımda. Yok yani. İşin en fenası da bu yok
oluşun, tam anlamıyla bi yok oluş halinde gerçekleşmesi oldu.
Gayet güzel kahvaltı ederken, birlikte Türk kahvesi için tek bir
sigarayı ortaklaşa tüttürürken birden akşam oluyor, evde kimseler yok.
Çat! Şimdi evde iki kişi kaldık. Kedimiz Tortor da bu vesileyle üzerime
kaldı. Yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. Varken olanı hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz, garip. Kısa sürede çok üzüldüm."
***
"Gözlerimi bilinçli olarak kapatmak istemediğimden yapılabilecek en sıradan şeyi yapı TV’ye bakarken ekran karşısında sızıyorum. Sabah
kalkış kısmı daha fena. Uyandıktan sonra yatak keyfi diye bir şey yok.
Zaten yatakta keyif yapacak bi şey de yok. Sabahın köründe kargalarla
birlikte oturup bok yemeye başlıyorum ben de. Ne yapalım, hiçbir şeyi değiştiremiyoruz ne de olsa. ‘Hayat
devam ediyor’ filan diyorlar ama benim için aslında hayat pek devam
etmiyor şu sıralar. Neyi devam etsin? Benim için hayat yeniden başlıyor
şu anda sanırım. Hem de sıfırdan."
***
"Üzülmemin sebeplerini düşündüm biraz. İnsan çok sevdiği birisini kaybedince (bence) birkaç şeyden dolayı üzülüyor. Ben artık onunla bi şeyler paylaşamayacak olmama üzüldüm. Kumda kendisini temizleyen bir serçe, suyun dibinden giden bi balık sürüsü gördüğümde artık gösterecek kimsem yok.
Çok yalnızım. Ama arkadaşlar iyidir, beni yalnız bırakmıyorlar. Yalnız
kaldığınız her an bi takım anılar çıt, çıt ya da güm güm şeklinde
kafanızın içinde patlayıveriyor. Geceleri uyumak çok zor. İçki de
içmediğimden, uyumak için alternatif tıbbın tüm bileşenlerini devreye
sokuyorum."
***
"Durum
böyle olunca hayatın da anlamını görmeye başlıyorum ağırdan.
Hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha.
Güneş doğuyor, güneş batıyor, haberlerde saçma sapan şeyler, iş
yerindeki sıkıntılar, kişisel çekişmeler filan acayip fasa fisoymuş, bi
kere daha ayılıyorsunuz. Ama narkozdan hızlı çıkmak da bi kafa yapıyor.
Anlamsızlık içinde buluyorum kendimi sık sık.
Evinde oturan ve yaşadığı hayatın bomboş olduğunu gören bir emekli
gibiyim. Tek farkım çok güzel yaşadım, geçen haftaya kadar da kazasız
belasız geldiydik. Naapalım, piyango bu sefer bana çıktı, yarın başkasına çıkacak, sonraki gün de bir başkasına. Çekiliş hep devam edecek."
***
"Karşılaşmalar,
eşyalar ve yerler en fenası. Ama her şey ilk seferinde çok acıtıyor
insanın içini. Aynı yerden ikinci geçişinizde sadece içinizde bi
sıcaklık kalıyor. Bakalım ne
olacak? Hayatımın en büyük darbesinden sonra ne kadar sıcak beni
kurtaracak bilemiyorum. Yalnızlık sıcak bi şey değil, onu çok iyi
biliyorum. Geçen hafta tam da şu satırları yazdığım sırada yanımdan gitti, artık yok. Yani var ama, yok.
Üzücü ama gerçek, ne yapalım? Şimdi arkadaşlarla daha fazla zaman
geçirilecek, onlarla da güzel anlar paylaşılacak, mutlu yaşamaya devam
edilecek. Mutlu olmaktan başka yapacak bir şey yok. Yani var ama, yok."