Kütüphanemdeki son İskender Pala kitabına da geçmiş bulunuyorum. Aslında kitabın bitmesine çok az kaldı ama yine de paylaşmak istedim âdetim gereği. Osmanlı dönemindeki lale devrinde işlenen bir cinayeti anlatıyor. İskender Pala, kitabın orjinalini bir müzayedede satın almış. Kitabı günümüz Türkçesine uyarlamış. Gerçekten çok sürükleyici bir roman. Kitap hakkında bir söyleşi şurada.
***
Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın
hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan
içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala'nın
yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.
İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile
lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış
tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak
İstanbul'u, hatta tüm Osmanlı'yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm
güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber
lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin
şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.
İskender Pala, Katre-i Matem'de usta kalemiyle lalelere bezediği
İstanbul'da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve
Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini,
aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin'in macerasını anlatan roman, bu
kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara
ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç
ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.
Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale
Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal
çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.
Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim
Paşa'yı canından; Sultan III. Ahmed'i de tahtından eden cehennemden
nişan Eylül İhtilali'nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum
olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım.
Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete
ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma
yükleyecek. Öte yandan Şark'ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda
bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım.
Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmed'i, aşağılık isyancıların
yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul'u ve Sadabat'ın laleye kattığı
zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır.
(Tanıtım yazısından)