.jpg)
"Hayat, tatlı zehir" dün bitti. Bu kitaptan sonra diyebileceklerim şunlardan ibaret: Bizim nesil gerçekten boşa yaşıyor. Boş yaşıyor. Ne yaşadığını da bilmiyor. Çevresine bakmıyor, bakmıyoruz. Aydın Boysan dopdolu bir hayat geçirmiş. Tüm neşesiyle, tüm kederiyle ve tüm ciddiyetiyle. Hemen bir kitabını sipariş listeme ekledim kendisinin: "Acele Etme Çabuk Ol". Nehir Söyleşi kategorisinde daha önce İlber Ortaylı ve Halil İnalcık'ın hayatını okumuştum. Çok etkilenmiştim. Bu da fena etkiledi. Kitabı tanıtan yazı yerine, Aydın Boysan'dan kitaptaki 2 alıntıyla bitireyim:
"Yıllar önce bir işadamı sormuştu “Siz nereden feyz aldınız? İngiliz terbiyesi mi? Fransız terbiyesi mi? Yoksa Oxford’dan mı?” diye. “Arz edeyim efendim” diyip başladım anlatmaya. “Bendeniz Davutpaşa Çöp iskelesi, Davutpaşa Ispanak viranesi, Samatya Narlıkapı Çıkmazı ve Yeşilköy Bamya Tarlası‘ndan feyz aldım."
"- Bir de gamsızlar var. Onlar için neler diyeceksiniz?
- İnsanın hayal edebileceği yaşama biçiminin yolu, hiçbir şeyi dert etmemekle bulunamaz. Dilimizde, tüm dertlerden kurtulma heveslilerine yakıştırdığımız deyim: “gamsız“dır. Her gamsız deyişimizde, sahibinin zeka ve duyarlığına, birazcık olsun küçümseme ile bakmaz mıyız? Yaşadığı mekanlar dizisini, çevresini, ciddiye alan insan, nasıl olur da hiç dertlenmeyebilir? İnsan hayatı, hiçbir şeyden dertlenmeyecek kadar hafife alınamaz ki… Dertlenmeyen, zevklenemez de… Her şeyin bir ücreti var. Hayattan zevk alabilmenin ücreti ise dertlenmek… İnsan hayatının onur veren zevklerinden, dertlerden kurtulma pahasına nasıl vazgeçilebilir? Evet… İnsan dertlenmekten kaçmamalı ama başına dert aramak da, akıl işi değil… Zaten yaşayışın yüklediği dertler, çoğu zaman yetyor da, artıyor bile… Tahammül edebilmenin çarelerini aramak gerekli… Çarenin birincisi, belki de insanın dertleriyle dertleşmesini becerebilmesi olsa gerek… Ama dertlere tahammül edebilmenin en güvenli yolu, hayatı güzel bulmak… Daha iyisi: Yaşamayı sevmek…"