Blogumda yaptığım kitap tanıtım yazılarından 175.sine gelmiş bulunuyorum. Zaman da tıpkı okunan kitaplar gibi hızla ilerliyor. Zamanımızı verdiğimiz her kitapta farklı karakterler, farklı tatlar, farklı rüzgarlar yakalıyoruz. Bazen o rüzgarların etkisiyle oradan oraya savruluyoruz. Geçmişimizi sorguladığımız zamanlar oluyor hatta. Bu sorgulamadan çıkan sonuç olumsuz olduğunda geçmişimizin her sayfasını yakmamız gerekiyor. Yakabiliyorsak ne mutlu, ki yakmalıyız.
Bana bu sorgulamaları yaptıran kitaplardan biri de kıymetli dostum Tuna Bahar'ın Petunya adlı kitabı oldu. Kitabın çıkış dönemi ve öncesinde yazarının heyecanına tanık olduğum ilk kitap oldu Petunya. İsmiyle, kapağıyla, konusuyla yaş kategorize etmeden çok fazla insanın ilgi duyacağını düşündüğüm bir kitap, bir emek, bir rüzgar.
Aslında bu kitap tanıtımını biraz kısa tutmayı düşünüyordum, lakin kendime hakim olamadım. Bunda, hemen yanıbaşımda ilgimi ve sevgimi bekleyen filtre kahve ile nikotinin de etkisi büyük. Zaten kitabı da mümkün mertebe kahve içerken okuyunuz. Ne bileyim metroda, otobüste falan okumayınız. Biraz ciddi bir ortamda, ciddi ciddi okuyunuz. Adamı hasta etmeyiniz. Neticede kitaba hasta olmanız mümkün. C vitaminine değil ama müziğe ve kahveye bol ihtiyacınız olabilir, stoklayınız.
“
Kitabın konusundan bahset ulan!” dediğinizi duyar gibiyim. Yok ya? İlk 15 sayfayı da yazayım mı? Ben onun yerine kitaptan altını çizdiğim birkaç cümleyi paylaşayım. “
Gözünüz yerse” gider alırsınız kitabı.
“En iyi sen bilirsin ki bir şeye kafayı taktığımda ya da birşeyi çok istediğimde bokunu çıkarırım. Ve o zamanlar kaybolurum. Ben bile nerede olduğumu bilemem. Ama bu çok farklı! Ne herhangi bir şeye kafayı takıyorum ne de herhangi bir şeyi çok seviyorum. Hiçbir şey yapmadığım halde kayboluyorum. Üstelik bu defa kendimi arıyorum. Nerede olduğumu bilmek istiyorum. Bilemiyorum.” (Sf:15)
”Çok değildi yalnızlık, hatta az bile geliyordu. Yetmiyordu bana. Tatmin etmiyordu içimdeki mazoşisti. Küçükken de böyleydim ben. Zaten sordukları zaman “Eski bir alışkanlık” diyordum.” (Sf:69 )
Sayfa 97'nin tamamı. Yazayım da adamla telif sıkıntıları mı yaşayım? El insaf. El classico. El Mundo Deportivo falan.
“Sözcükler dudaklarından çıkarken onlara ciğerlerinden yükselen sigara dumanları da eşlik etti. İzmariti kül tablasına gömdü. Fincanı ve içindeki bitmek bilmeyen kahvesini terasta bırakıp içeri girdi. Üşümüştü.” (Sf:114)
Şimdi, “
Ne var bu paragrafta Allah aşkına?” diyen olacaktır. Öncelikle bu işlere Allah'ı karıştırmayın. Sonrasında düşünün ki tam yukarıda yazılanı yaşamışsınız, ardından bir kitabı okumaya devam etmişsiniz ve yukarıdaki paragrafla karşılaşmışsınız. Noldu? Bu adam evliya olabilir, akıllı olun.
Bu yazıyı Petunya'yı kitapçılara gidip almanız için değil, Petunya'nın olmadığı kitapçıların camını çerçevesini indirmeniz için yazıyorum. Evet hedef gösteriyorum! Hedefsiz olanın vücudu sedef dolsun! Dağılın!!
Yağız Gönüler
Manyağın önde gideni.
Ayrıca bkz:
Petunya'yı okurken veya okuduktan sonra yapılmaması gerekenler