Keyifli bir sohbet tadında röportaj diyelim. 10 soru, 10 cevap. Kıymetli dostum
Melih Tuğtağ sordu, ben de
cevapladım. Çayla tüketiniz. Keyifli okumalar.
M.T: Yağız, ben genelde “
Bir iyi bir kötü haberim var” dendiğinde muhabbetin sonu güzel olsun diye kötü haberi önce seçenlerdenim. O yüzden ilk sorum şu: “
Vay arkadaş bu da benim başıma neden geldi ya hu?” dediğin kötü bir olay var mı hayatında?
Y.G: Hayatımda sadece tek heyecanın olduğu yıllar. Okuldan eve gelir, çantamı koridordan odama falsolu fırlatmak suretiyle derhal yeniden dışarı çıkar, mahalledeki arkadaşlarımla hava ve tenlerimiz kararana kadar top oynadığımız yıllar. Evet “top oynamak” derdik biz. Bir akşam eve geldim, babam oturttu beni karşısına. “Evladım” dedi sakince. “Artık sünnet vaktin geldi” diye devam etti. “O ne?” dedim. “Kesecekler” dedi. “Neyi?” dedim. Parmağıyla, konuyla ilgili olan yeri gösterdi. Nasıl kederlendim, nasıl dertlendim anlatamam. Masaya çöktüm. Nasıl içiyorum, nasıl içiyorum bir bilsen. Süt tabi. Nesquick’li hem de. Sonra yatağıma geçtim, “Vay arkadaş kesecekler ya, lan nasıl keserler!” diye sabahı sabah ettim. İlk kez hayatımda “Vay arkadaş bu da benim başıma neden geldi ya hu?” dediğim anım budur.
M.T: Ne derdin var da yazıyorsun?
Y.G: İnsan hayatında her şeyden, herkesten vazgeçebilir ama tek bir şeyden vazgeçmemelidir. Hayatında vazgeçemeyeceği en az bir şey olmalıdır. Ben mesela yazmaktan vazgeçemem. Genetik olan bir şeyin önüne geçmek zor zaten. Babam kalemini bana emanet etti, ben de ihanet etmiyorum. Hakkını vermek için kanırta kanırta yazıyorum. Yeri geliyor ağlaya ağlaya, yeri geliyor güle oynaya. Yazıyorum, yazmaktayım, yazarak öleceğim. Hayatımda vazgeçmeyeceğim yegane şeydir yazmak. Çünkü bana güvenir kalemim kağıdım, beni sever, beni korur, yeri gelir bana kızar, bazen de susturur. Ama her zaman ruhumdur yazmak. Kim ruhundan vazgeçebilir ki? İnsan “Ruhum” dediği hiçbir şeyden vazgeçemez. Vazgeçmemeli.
M.T: Bir roman söyle ki; o roman senin için yön değiştirici olmuş olsun. Yani bir nevi hayatının romanı.
Y.G: Hayatımın romanı olan “Kinyas ve Kayra” bana bir yön vermedi. Romanların aman aman yön verebileceğini düşünmüyorum. Sadece insanın bazı fikirlerini şekillendirir, fikri yoksa fikir verir, hayal ve kelime dünyasını genişletir. Hayatıma her zaman ben yön vermişimdir. Buna da idealizm denir. Evet dibine kadar idealist bir insanım, son derece de memnunum bu durumdan.
M.T: Burada senin şu sorun çok önemliydi. Benim de sana sormam lazım bu soruyu: Şiir yazan herkes veya yazdığı şeylere şiir diyen herkes şair midir? Ya sen?
Y.G: Şiir yazan herkesin şair olamayacağı gibi yazdığı şeylere şiir diyen herkes de şair olamaz. Dolayısıyla ben de değilim. Ben sadece bir şiir “yazan”ıyım.
M.T: Sahi şiir demişken, sevdiğin ve bu soru cevap atraksiyonunu okuyanların da okumasını istediğin 5 şairi sayar mısın?
Y.G: Bence Turgut Uyar, Ümit Yaşar Oğuzcan, Cemal Süreya, Özdemir Asaf ve İbrahim Tenekeci okumadan ölen bir insanoğlu, çok boş yaşamıştır. Boşa yaşamıştır. Bu konuda görüşüm nettir.
M.T: İnsanları nasıl seversin ve bir kadını nasıl seversin? Bu iki soruya ayrı ayrı cevap vermek zorunda değilsin. Temel de aynılar nihayetinde.
Y.G: Genelde bir insanı ya severim ya sevmem, yahut nefret ederim. Ortası olmaz. Hani mesela derler ya “çok samimi değiliz ama severim ben o arkadaşı”. Nasıl oluyor bu biri bana izah etsin? Samimiyet olmadan sevgi olmaz. Bir kadını nasıl severim? Ben buna bir Ümit Yaşar Oğuzcan şiiriyle cevap vermek isterim. Son cümleye dikkat: “Ben güzel gözlü kadınları severim, bir de küçük ayaklıları, uzun boyluları. Hem nasıl severim, öyle severim işte. Terler avuçları, kesilir solukları…”
M.T: Sevmediğin huyun (elbet vardır ama hayatını en zorlaştıranı söyleyebilirsin) veya obsesyonların var mı?
Y.G: Sevmediğim bir huyum yok ama insanların sevmediği huylarım olabilir. Şüpheciyimdir, gerçekçiyimdir, derinimdir. Bunların hiçbirinin zararını da görmemişimdir. Obsesyon olarak şunu söyleyebilirim; rahatlık, genişlik ve kıymetbilmezlik konusunda hassasım. Babamı dahi affetmem. Çok net. Silerim, yakar yok ederim.
M.T: Benim bildiğim bir şiir kitabı projen var yayın evlerinden onay bekleyen (bunu okuyanlara da müjde olsun). Sıradaki proje ne?
Y.G: Üretmeyi seviyorum, dolayısıyla bende proje bitmez. Yazmadan duramayacağım için mutlaka yeni projeler gelecektir. Aklımda şu an bir fanzin projesi var. 4-5 kişi omuz omuza verip aylık olarak çıkarmak istiyoruz. Kısmet bu işler tabii. Bir de zaman ve sabır elbette.
M.T: Hayatında öncelik verdiğin, kıyak yaptığın bir düşünce, his, olgu, felsefe, biri veya birileri vardır elbet. İlk aklına gelen “Ya hu bu da olmasa hayatım ne boktan olurdu” dediğin ne var?
Y.G: Önce maddelerden başlayayım. Kitaplarım var, klarnetim var, kağıdım ve kalemim var. Bu 4K olmasa hayatım gerçekten çekilmez olurdu. Senin tabirinle boktan. Öte yandan şu an hayatımda olmasından mutluluk duyduğum insanlar olmasa, hayat gerçekten çok sıkıntılı olabilirdi. Şimdi diyeceksin ki “Sen sıkıntıyı seversin” ama o kadar da uzun boylu değil. Bunlar varken gelecek sıkıntı başımın tacıdır, bunlar yokken gelecek sıkıntı hüznümün bir parçasıdır.
M.T: Haydi ölelim şimdi. Ama nasıl?
Y.G: Güzel olurdu ya. Ne zamandır ölmüyordum. Mesela çay içerken boğularak ölelim. Hep merak ederim insan sevdiği birşeyle, biriyle ölse nasıl olur diye. Neyse bunlar dünyevi meseleler, ölünce konuşuruz. Selametle dostum.