Hiç şüphesiz ortaokul sıralarından bu yana Osmanlı Devleti üzerine tüm okuduklarımızda "k
uruluş, yükselme, gerileme ve çöküş" şeklinde neredeyse biyolojik bir sürece ev sahipliği yapar gözlerimiz ve zihnimiz.
Mustafa Armağan, daha önce (
Ocak 2006) Etkileşim Yayınları'ndan "
Osmanlı Geriledi Mi?" adlı bir kitap hazırlamış, tüm dünyada kabul görmüş tarihçilerin makalelerini derlemişti. 5 yıl sonra bu kez Timaş Yayınları'ndan çıkan "
Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak" adlı bu kitapta
Halil İnalcık,
Kemal Karpat,
Cemal Kafadar,
İlber Ortaylı,
Mehmet Genç,
Bernard Lewis,
Donald Quataert,
Linda Darling,
Jonathan Grant,
Uğur Tanyeli,
Jane Hathaway ve daha bir çok yazarın gerilemeyle ilgili makaleleri yer alıyor. 2006'da yayınlanan kitaptan farkı yeni makalelerin eklenmiş ve varolan makalelerin genişletilmiş olması. Tekrar okumanın da büyük faydasını görmüş oldum böylece. Kalıplardan kurtulmak, farklı bakış açılarıyla araştırma duygunuzu güçlendirmek istiyorsanız şiddetle tavsiye ediyorum. Kitaptan yapacağım kıymetli alıntılar, tarih blogum olan "
Gizlenen Tarihimiz"de yer alacaktır.
***
"Osmanlı tarihi" denilince hafızamıza düşen tablo aşağı yukarı şudur: Söğüt'te başlayıp Bursa'da kıvam kazanan kuruluş döneminde Osmanlı, İstanbul'un fethiyle yükselişe geçmiş ve bu süreç, zirvesine ulaşığı Kanuni devrine kadar sürmüştür. Ancak bu 'Altın Çağ', Kanuni'nin 1566'daki ölümüyle sona ermiş ve duraklama dönemi başlamış, 2. Viyana yenilgisi ise gerilemeyi belirgin hale getirmiştir. Bunu 18. yüzyıldaki çöküş, 19. yüzyıldaki parçalanma ve nihayet 1922'deki yıkılış izlemiştir.
Bu aşinası olduğumuz tabloda dikkat çeken nokta, Kanuni'nin ölümüne kadar geçen yaklaşık 250 yılı olumlu, ondan sonraki 350 yılı ise olumsuz olarak resmetmesidir. Böylece aslında bizim "Osmanlı tarihi" dediğimiz ve öğretme hevesini duyduğumuz tarih, neredeyse asıl tarihinin yarısı bile değildir, zira duraklama, gerileme, çöküş denilince öğretenin de, öğrenenin de hevesi büyük ölçüde kaçmaktadır. Dolayısıyla böyle yarım yamalak bir tarih okuyarak yetişen insanlardan oluşan bir toplumun çağdaş bir tarih bilincine ulaşmaları elbette beklenemez.
(Tanıtım yazısından)